SAHİH-İ MÜSLİM

Konular        Numaralar  

İMAM NEVEVİ ŞERHİ

460, 461 NOLU HADİSLER İÇİN

 

"Bize Osman b. Ebu Şeybe ve İshak b. İbrahim el-Hanzall tahdis etti. Her ikisi ... " Her ikisi anlamındaki lafız asıl yazmaların birçoğunda ye ile kaydedilmiştir. Bazılarında ise bu anlamdaki lafız düzeltilmiş olarak elif ile yazılmıştır. Kitabın baş taraflarındaki fasıllarda bunun ye ile kullanılmasının da caiz olduğu açıklanmış idi.

"Ab'ide" Ab'ide es-Selman'i' dir.

"Ateşten emekleyerek çıkacak bir adamdır, " Diğer rivayette ise "sürünerek" denilmiştir. Dilciler "emeklemek" eller ve ayaklar üzerinde yürümektir, diye açıklamışlardır. Bazen de eller ve dizler üzerinde yürümektir diye açıklamışlardır. Elleri ve makadı üzerinde diye açıkladıkları da olmuştur. Sürünmek ise İbn Bureyd ve başkasının dediğine göre o, göğsünü aşağı doğru yaymakla birlikte kıçı üzerinde yürümek demektir. Bu açıklamalardan emeklemenin ve sürünmenin aynı ya da yakın şeyler olduğu anlaşılmaktadır. Farklı oldukları sabit olursa bazı hallerde sürünüp, bazı hallerde emeklediği şeklinde açıklanır. Allah en iyi bilendir.

"Sen el-Melik olduğun halde benimle alay mı ediyorsun yahut bana gülüyor musun (benimle eğleniyor musun?)" Burada şüphe raviden kaynaklanmaktadır. Acaba, benimle alay mı ediyorsun, dedi yoksa benimle gülüyor musun (eğleniyor musun) dedi diye şüphe etmiştir. Şayet gerçekte kullanılan ifade bana gülüyor musun şeklinde ise benimle alay mı ediyorsun anlamındadır. (3/39) Çünkü alayeden kişi adeten alayedip eğlendiği kimseye güler. Böylelikle gülmek mecazi olarak alay etmek yerine kullanılmıştır.

 

Burada "benimle alay mı ediyorsun" ibaresinin anlamı ile ilgili olarak çeşitli açıklamalar yapılmıştır.

 

BİRİNCİ GÖRÜŞ: el-Mazerı'nin açıklaması olup şöyle demiştir: Burada bu lafız hadisin lafzan değil de manası itibariyle bulunan mukabele (aynı lafzın karşılık olarak kullanılması) şeklinde zikredilmiştir. Çünkü şanı yüce Allah'a dilediğinin dışında ondan hiçbir şey dilemeyeceğine dair defalarca ahit vermiş, sonra ahdini bozup, sözünde durmamıştır. Bundan dolayı onun bu sözünde durmayışı alayetmek ve eğlenmek gibidir. Bundan dolayı bu adam yüce Allah'ın kendisine cennete gir deyip, oraya birkaç defa gidip geldiği halde onda dolu olduğu izleniminin kendisinde uyanması, onu bir tür daha da umutlandınp, tamahını arttırmak ve daha önce sözünde durmadığının bir karşılığı ve ona bir ceza olmak üzere alayetmek olarak değerlendirmiştir. Böylelikle alayetmenin cezası olarak yapılan bu davranışa da alayadını vermiş ve benimle alay mı ediyorsun yani beni umutlandırmakla beni cezalandınyor musun, demiştir.

 

İKİNCİ GÖRÜŞ: Ebu Bekr es-Sufl'nin görüşüdür. Buna göre manası, şanı yüce Allah hakkında caiz olmayan alayetmenin sözkonusu olmayacağıdır. O şöyle demiş gibidir: Sen alemlerin Rabbi olduğun için benimle alay etmeyeceğini biliyorum. Bana verdiğin bu pek çok bağış ve dünyanın kat kat fazlasının da hak olduğunu biliyorum. Ama ben bunlara layık olmadığım halde senin bana bu kadar çok şey verdiğine de hayret doğrusu! O der ki: Fiilin başındaki soru hemzesi ise nefy (olumsuzluk) içindir. Bu da geniş ve değerli (ya da: delillendirilmiş) bir açıklamadır, diye eklemiştir.

 

ÜÇÜNCÜ GÖRÜŞ: Kadı İyaz'ın görüşüdür. Buna göre bu sözleri bu adam söylemiş olacaklır ama ne söylediğini bilemediği bir haldedir. Buna sebep ise hatırına getirmediği kadar imkana sahip olmak suretiyle gark olduğu sevinç halidir. Dehşete kapılıp, aşın derecedeki sevincinden dolayı diline hakim olamayarak bu sözleri söylemiştir. O bu sözleri söylerken de gerçek anlamlarına inanarak söylememiş, dünyada yaratılmışlara hitaptaki adeti üzere bu sözleri söylemiştir. Bu da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in aşırı sevincinden kendisine hakim olamayan bir başka adam ile ilgili anlattıklarına benzemektedir. Bu kişi aşın sevincinden (yüce Allah'a):Sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim, demiştir. Allah en iyi bilendir.

 

Şunu belirtelim ki rivayetlerde geçen "benimle alay mı ediyorsun" ibaresi sahihtir. Çünkü bu fiil "min" ile de "be" ile de kullanılır. Birincisi daha fasih ve daha meşhurdur. Kur'an-ı Kerim'de de böyle kullanılmıştır. İkincisi de fasihtir. Kimi ilim adamı da be harfini getirmesi bunun anlamını kastettiğinden dolayıdır, demişlerdir. Allah en iyi bilendir.

"ResuluIlah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm." Ebu'l-Abbas, Sa'leb"dilbilginlerinin ve Garibu'l-Hadis alimlerinin çoğunluğu ve başkalarının söylediklerine göre burada nevaciz (avurt dişlerin)den kasıt azı dişleridir. Kastın davahik denilen gülerken görülen ön dişler olduğu, öğütücü dişlerin kastedildiği de söylenmiştir. Ancak dilde "nevaciz"in mutlak olarak kullanılması halinde daha meşhur olan budur. Ama büyük çoğunluğun kanaatine göre doğru olan az önce kaydettiğimizdir.

 

Hadisten, gülmenin caiz olduğu, bazı durumlarda mekruh olmadığı, eğer benzeri hallerde alışılmışın sınırını aşmayacak olursa da mertliğe ve vakara aykırı olmadığı anlaşılmaktadır. (3/40) Allah en iyi bilendir.

"Yüce Allah git ve cennete gir. Sana dünya kadar ve onun on misli vardır buyuracak. " Diğer rivayette de: "Sana temenni ettiğin kadar ve dünyanın on misli vardır" denilmektedir. Bu iki rivayetin anlamı aynıdır. Biri diğerini tefsir etmektedir. Mislinden kasıt kattır. Dilcilerin tercihine göre misli ile kat (el-misl ve ed-dı'f) aynı şeylerdir.

 

Bu kitapta başka rivayette geçen: "Yüce Allah: Sana dünyayı ve onunla birlikte bir mislini versem razı olur musun, buyuracak" ile bir diğer rivayetteki:

"Sana dünya kralıanndan bir kralın mülkünün bir mislinin olmasına razı mısın? O: Rabbim razıyım diyecek. Rabbi: Sana o verilecek, onun bir misli, bir misli daha, bir misli daha, bir misli daha ve bir misli daha da verilecektir. Adam beşincisinde Rabbim razı oldum diyecek. Rabbi: Bu ve on misli ile birlikte senindir, buyuracak."

 

Bu iki rivayet önceki iki rivayete muhalif değildir. Çünkü bu iki rivayetin birincisinden maksat ona: Önce sana dünya ve onun bir misli verilecek denilecek, sonra da son rivayette açıkladığı üzere on misli tamamlanıncaya kadar ona arttırılacak. Son rivayetten maksat da şudur: Dünya hükümdarlarından, krallarından hiç birisinin mülkü yeryüzünün tamamına ulaşmaz. Aksine o ancak dünyanın bir kısmına Malik olur. Sonra aralarında sahip olduğu kısmi mülkü arttıranları da olur, sahip olduğu kısmi mülkü azalanlan da olur. İşte bu adama dünyadaki krallardan birisinin mülkünün beş katı verilecektir. Bunların hepsi de dünyanın tamamı kadardır. (3/41) Sonra da ona bunların on misli sana verilecektir denilecek, böylelikle bu rivayetin anlamı da daha önce gelmiş rivayetIere uygun bir mana olur. Hamd Allah'a mahsustur. O en iyi bilendir.